Urartu Sanatında İkonografik Öğeler


Dr. Öğr. Üyesi RIZA GÜRLER AKGÜN

Tez Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Edebiyat Fakültesi Bölümü, Türkiye

Tez Danışmanı: Doç. Dr. Erkan Konyar

Tezin Onay Tarihi: 2023

Tezin Dili: Türkçe

Özet:

Doğu Anadolu Bölgesi ve çevresinde M.Ö. 9. ile 7. yüzyıllar arasında hüküm sürmüş olan Urartular, Anadolu uygarlıkları içerisinde farklı bir yere sahiptir. Öyle ki krallığın hüküm sürdüğü dağlık coğrafyanın her türlü olumsuzluğuna rağmen devlet sisteminde, mimarlık ve sanat alanında oldukça önemli eserler meydana getirmişlerdir. Urartulardan kalan ve arkeolojik kazılarla ortaya çıkarılan bu sanat eserleri farklı konularda bilgilerimizi güncellememizi zorunlu kılmaktadır. Devlet yönetiminden sanata, dini hayattan günlük yaşantıya kadar birçok olgu ve olayı Urartulardan günümüze kalan bu eserler üzerindeki ikonografik sahnelerden öğrenebilmekteyiz. Her konuda olduğu gibi ikonografi konusunda da Assur'dan etkilenen Urartu Krallığı, bu sayede Mezopotamya uygarlıklarının yüzlerce yılda oluşturduğu kültürel mirası da Doğu Anadolu coğrafyasına kurumsal olarak taşımıştır. Dinsel olarak Anadolu - Mezopotamya inançlarıyla zaten iç içe olan bu coğrafyaya Urartu, kendi sanat anlayışını armağan etmiştir. O çağda tüm Ön Asya'da olduğu gibi Urartu Krallığı da din kuralları üzerinde yükselen bir devletti. Bu nedenle sanat da devletin kuruluşundan itibaren dini ikonografik öğelerin yoğun olduğu bir şekilde gelişti. İkonografiye ilişkin ilk veriler, tapınaklara armağan edilen kalkan, miğfer gibi objeler üzerine işlenmiştir. Buradaki temel konular içinde Urartu devlet dininin omurgasını oluşturan hayat ağacı kutsama, tanrıların liderliğinde kazanılan savaş, askeri geçit alayları, tanrıların selamlanması, libasyon, tanrıların kutsal hayvanlarından oluşan geçit alayları, sunu ve av sayılabilir. En azından arkeolojik kazılardan çıkan ve üzerinde yazıt olan eserler bize bu bilgileri verir. Urartu ikonografisinin bir diğer özelliği de Mezopotamya'daki çağdaşı Assur Krallığı'nın aksine, öyküsel anlatımdan çok durağan anlatımı tercih etmesiydi. Urartu kralları İšpuini ile oğlu Minua tarafından atılan kültürel temeller, Urartu Krallığı içinde yaklaşık 200 yıla yakın varlığını koruyan bir ikonografik geleneğin oluşmasını ve gelişmesini sağlamıştır. Arayış ve yapılandırma dönemi olarak tanımladığımız bu zaman diliminden sonra tahta çıkan I. Argišti ile birlikte, artık olgunlaşma dönemi başlamış ve en en görkemli zamanını yaşayacağı Argišti oğlu Rusa zamanına kadar sıkı kurallar içinde varlığını sürdürmüştür. II. Argišti'nin oğlu Rusa'nın M. Ö. 7. yüzyılın başlarında Urartu tahtına çıkması, Urartu sanatının da altın çağını yaşamasına neden olacaktı. İlk iş olarak olasılıkla Urartu Krallığı'nı tekrar eski güçlü günlerine nasıl döndürebileceğini düşünen Rusa, ilk olarak yazıtlarında da anlattığı üzere, Urartu'nun sınırlarına ve çevre ülkelere askeri seferler düzenledi. Seferlerde ele geçirdiği insanları beraberinde Urartu ülkesine getirdi. Bu insanları kullanarak Urartu'nun belki de en görkemli dört kentini inşa ettirdi ve bu insanları da o kentlere yerleştirdi. Yeni gelen bu insanların, sanat ve zanaat konusundaki becerileri, kaya oyma ve kabartma, duvar resmi vb. ikonografik öğe içeren yeni çalışmaların yapılmasını olanaklı kılmıştı. Bu dönemde Urartu ikonografisi, artık daha stilize ve sembollerle konuşan bir sanat halini almıştı. Urartu Krallığı'nın sanatı ve ikonografisi devletin tekeli altında yaklaşık 150-200 yıl boyunca varlığını sürdürmüştür. Bununla birlikte Urartu topraklarında yaşayan halkın, krallığa bağlı küçük siyasi oluşumların sanat anlayışı ve ikonografiye yaklaşımları net olarak bilinmez. Özellikle mezarlıklarda kaçak kazılar sonucunda ortaya çıkan kemer vb. objeler üzerindeki ikonografi, üretim teknolojisi ve figüratif yaklaşım açısından Urartu'nun yereli etkilediğini gösterir. Bu nedenle Urartu çağı sanatına krallık ve taşra sanatı olmak üzere iki ayrı başlık altında yaklaşmak daha doğru olacaktır. Urartu Krallığı'nın yıkılışıyla birlikte Doğu Anadolu coğrafyasında Urartu sanatını ve ikonografisini çağrıştıracak eserlerin kalmadığını ancak farklı coğrafyalara etkilerini bir şekilde ulaştırdığını söylemek gerekir.