Çalışma Yaşamında İktidar-Özne İlişkisine Duygusal Emek ile Bakmak


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Maltepe Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, SOSYOLOJİ ANABİLİM DALI, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: ZEYNEP ALTUNTAŞ

Danışman: Berfin Varışlı

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Bu doktora çalışması, hizmet üretimine dayalı üç farklı kurumsal yapıda, bireylerin duygusal emek ve özneleşme deneyimlerini karşılaştırmalı olarak ele alarak, çalışma yaşamındaki iktidar-özne ilişkilerini duygusal emek bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, geleneksel, kamu ve modern yapı olmak üzere üç ayrı kurumsal yapıdan seçilen 55 katılımcıyla yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yoluyla gerçekleştirilmiş; veriler tematik analiz yöntemiyle çözümlenmiştir. Kuramsal çerçeve, Hochschild'in duygusal emek yaklaşımı, Foucault'nun biyoiktidar ve özneleşme kavramları, Marx'ın yabancılaşma kuramı ile Sennett'in görünmeyen emek ve karakter aşınması analizleri üzerine kurulmuştur. Bulgular, kurum kültürünün yalnızca yönetimin anlık tercihleriyle değil; aynı zamanda tarihsel süreklilik, sektörel dinamikler ve toplumsal normların etkileşimiyle şekillenen çok katmanlı bir yapı olduğunu ortaya koymaktadır. Kurumsal denetim ve gözetim mekanizmaları, bireyin davranışlarını doğrudan kontrol etmenin ötesinde, kurumsal hakim söylemler aracılığıyla içselleştirilmiş normlar ve performans odaklı beklentiler kişiyi çalışma yaşamında öz düzenlemeye yönlendirmekte; böylece bireyin duygusal ve davranışsal pratikleri kurumsal rızanın sınırları içinde yeniden biçimlenmektedir. Bu süreçte, çalışanların özgün duygularını bastırmaları, kurumsal amaçlara uygun düşen yapay duygusal gösterimlerde bulunmaları ve bu gösterimlere süreklilik kazandırmaları bir tür zorunlu uyum pratiğine dönüşmektedir. Bu zorunlu uyum, farklı kurumsal yapılarda biçimsel olarak çeşitlense de özünde benzer dinamiklerle işlemekte; modern kurumlardaki yönetim pratiklerinin, geleneksel yapılardan temelde ayrışmadığı gözlemlenmektedir. Pandemi sonrası dönemde değişen ve dijitalleşen çalışma biçimleriyle birlikte duygusal emek daha görünmez ama daha sürekli bir hale gelmiş; böylece performans odaklı normlar aracılığıyla çalışanı denetleyen ve duygusal emeği yeniden üreten kapitalist yapının sürekliliği pekişmiştir. Çalışanın kurumdan fiziken uzaklaşması kurum kültüründe belirli bir aşınmaya yol açarken, bireysel çalışma biçimleri ön plana çıkmış; ancak duygusal emek üretimi dijital ortamda da kesintisiz biçimde devam etmiştir.