Kemirgenlerde çok düşük frekanslı elektromanyetik alan modellemesinin dişi fertilite üzerine etkilerinin araştırılması


Tezin Türü: Yüksek Lisans

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Maltepe Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, KLİNİK EMBRİYOLOJİ ANABİLİM DALI (DİSİPLİNLERARASI), Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2025

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: GÖKHAN ZUBARİ

Eş Danışman: ESRA MÜNİRE AYDOĞMUŞ

Danışman: MUSTAFA ERİNÇ SİTAR

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Elektromanyetik alanların sağlık üzerindeki potansiyel etkileri uzun süredir bilimsel tartışmalara konu olmasına rağmen, özellikle dişi üreme sağlığı üzerindeki etkileri henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu tezde, kemirgenlerde çok düşük frekanslı elektromanyetik alanların (ÇDF-EMA) dişi fertilite üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu bağlamda, çalışmada histopatolojik incelemeler ve biyokimyasal analizler (ELISA) kullanılarak elektromanyetik alan maruziyetinin üreme sisteminde oluşturabileceği değişiklikler değerlendirilmiştir. Araştırma, deneysel olarak oluşturulan kontrol ve deney grupları üzerinde yürütülmüştür. Deney grupları, belirli bir süre boyunca çok düşük frekanslı elektromanyetik alanlara maruz bırakılmış, ardından fertilite ile ilişkili parametreler detaylı bir şekilde incelenmiştir. Histopatolojik analizlerde, üreme organlarında meydana gelebilecek yapısal değişiklikler incelenirken; ELISA yöntemleri ile hormonal değişiklikler değerlendirilmiştir. Oksidatif stres parametreleri spektrofotometrik olarak ölçülerek değerlendirilmiştir. Hem histopatolojik incelemeler hem de ELISA sonuçları, kontrol ve deney grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadığını (p>0,05) ortaya koymuştur. Bu durum, çok düşük frekanslı elektromanyetik alanların dişi fertilite üzerindeki etkilerinin verilen zaman dilimi için minimal veya ihmal edilebilir düzeyde olabileceğini düşündürmektedir. Bu çalışma, elektromanyetik alanların dişi fertilitesi üzerindeki etkilerini anlamaya yönelik önemli bir katkı sağlamaktadır. Ancak, bu bulguların daha geniş ölçekli ve farklı protokollerle desteklenmesi gerektiği düşünülmektedir. Ayrıca, uzun dönem maruziyet ve farklı frekansların etkilerini değerlendiren çalışmaların yapılması, konuya ilişkin daha kapsamlı bir anlayış geliştirilmesine olanak sağlayacaktır.