John Rawls ve Thomas Pogge'de küresel adalet düşüncesi ve insan hakları
Tezin Türü: Doktora
Tezin Yürütüldüğü Kurum: Maltepe Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, FELSEFE ANABİLİM DALI, Türkiye
Tezin Onay Tarihi: 2013
Tezin Dili: Türkçe
Öğrenci: GAMZE KANIMDAN
Danışman: İOANA KUÇURADİ
Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu
Özet:Çağdaş felsefede, son yıllarda insan hakları ve küresel adaletle ilgili tartışmalar canlanmış olsa da, siyaset felsefesinin küresel adalete olan ilgisi henüz çocukluk dönemindedir. İnsan hakları genellikle küresel adaletin temel bir yapıtaşı olarak görmezden gelinmiş, küresel adalete yönelik tartışmalar çoğunlukla ekonomik kaynakların yeniden dağıtımı ya da devletlerin uluslararası arenada birbirleriyle nasıl daha demokratik ilişkiler kurabileceği sorununa odaklanmıştır. Küresel adalet üzerinde geliştirilen yaklaşımların artışına rağmen, bu yaklaşımların adalet düşüncesine insan haklarıyla bakmak konusunda yetersiz kaldıkları göze çarpmaktadır. Fakat insan haklarını koruma gerekliliğinin ve küresel düzeyde adaletin sağlanabilmesine yönelik özlemin, kendine çağın entelektüel zemininde yer bulma çabası memnuniyet yaratmaktadır. Kuşkusuz felsefecinin görevi, çağın sorunlarına ışık tutmak, gözlerinin önünde duran realiteyi değerlendirmek ve insanlara yeni görme olanakları sağlamaktır. Çalışmamız, günümüz dünya düzeninin adaletsizlik yaratan yapılanmasından kaynaklanan problemlere insan hakları penceresinden bakmanın ve insan haklarının talep ettiklerinin dünya düzeyinde gerçekleştirilebilmesi için uygun koşulların nasıl yaratılabileceği problemine katkıda bulunmanın yollarını incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmamızın merkezinde yer alan problem, John Rawls ve Thomas Pogge?nin ulusal ve küresel düzeyde adil bir düzenin nasıl olması gerektiğine ilişkin görüşleri ekseninde ele alınmıştır. Amacımız, temele aldığımız problem doğrultusunda iki düşünürün yaklaşımlarını değerlendirmek, her iki yaklaşımla realiteye baktığımızda bunların bize ne gibi bilme olanakları yarattıklarını tartışmaktır. Rawls özgür ve eşit kişiler arasında hakkaniyetli toplumsal işbirliği koşullarını sağlayacak olan adalet ilkelerini oluşturduğu Bir Adalet Kuramı adlı eserinden sonra kaleme aldığı makalelerinde, demokratik toplumların temel gerçeği olan makul çoğulculuk olgusu karşısında, toplumda istikrarın nasıl sağlanacağı problemine yanıt verecek bir adalet anlayışı oluşturma çabasına girer. Makul kapsamlı doktrinlerin her birinin kendi bakış açısından siyasal adalet anlayışını desteklemesiyle ortaya çıkan örtüşen konsensus kavramı, Rawls?un siyasal liberalizmin bu sorununa getirdiği çözüm olarak karşımıza çıkar. Rawls, içeriği siyasal adaletin ilkeleri ile belirlenen kamusal akıl yürütmeyle bir konsensus kurulmasını amaçlamaktadır. Rawls, siyasal liberalizm anlayışından hareketle liberal bir devletin diğer devletlerle ilişkisinde nasıl bir dış politika izlemesi gerektiği sorusunu ise Halkların Hukuku adlı eserinde yanıtlamaya çalışır. Rawls?un asıl problemi, küresel düzeyde adaletin nasıl sağlanabileceği değil, liberal bir devletin diğer devletlerle ilişkilerinin nasıl olması gerektiğidir. Bu nedenle Rawls, adalet meselelerinde kişiyi temel alan kozmopolit yaklaşımların aksine, devlet merkezci bir yaklaşımı tercih ederek halklardan yola çıkar. Bununla birlikte, Rawls?un küresel adalet arayışından uzak duracağını gösteren bir diğer önemli nokta da, bir ülke içinde adaletin ilkeleri belirlenirken, oldukça kapsamlı bir kaynak aktarımını gerektiren fark ilkesini kabul etmesi, halklar arasında daha kapsamlı bir küresel kaynak dağılımı ilkesini tercih etmemesidir. Pogge?nin adalet ve insan hakları tartışmalarına en önemli katkısı, küresel kurumsal yapının analizine odaklanması ve bu analizi yaparken insan haklarını kurumların adaletini değerlendirmede bir kriter olarak kullanmasıdır. Pogge?nin asıl derdi, Rawls?ta olduğu gibi devletlerarası demokratik ilişkilerin nasıl kurulabileceği değil, yoksulluğun bir insan hakkı ihlali olarak kabul edilmesinin temellerini oluşturacak bir küresel adalet anlayışı geliştirmektir. Bir ulusun yurttaşlarının diğerlerinden daha değerli olduğu iddiasına dayanan milliyetçi anlayışın, kişilerin küresel sorumluluğunu görmezden gelme konusunda yarattığı tehlike karşısında, küresel düzende bir reform için öncelikle ulus-devlet yapısının sorgulanması gerekliliğine dikkat çekmesi oldukça önemlidir. Pogge?nin önerdiği egemenliğin dikey boyutlara yayıldığı çok katmanlı bir küresel düzen ve kaynakların yeniden dağılımına ilişkin öne sürdüğü küresel kaynaklar kâr payı önerisi, birçok eleştiriyi beraberinde getirmiş olsa da, küresel sorunlara yönelik çözümler üretme konusunda üzerinde düşünmeye değer niteliktedir. Anahtar Kelimeler: Küresel adalet, insan hakları, liberal demokrasi, kamusal akıl, kozmopolit yaklaşım, küreselleşme.